Subscribe RSS

" hacımsa " Etiketinin Arşivi

ŞEHİDLERİMİZ Ara 15

Tüm şehitlerimize allahtan rahmet mekanlarının cennet olmasını dilerim
——————————————————————————–

I.Dünya Çanakkale ? İbrahim Kadir P-Er-? Hacımusa 3/5/1915 4.Fırka Sıhhiye Bölüğü
I.Dünya Irak Kara Osman Hasan Mehmet ?-Er-1309 Hacımusa 9/11/1915 Felahiye Muharebesi
I.Dünya ? Kütükçü Oğulları İsmail Mustafa ?-Er-1312 Hacımusa 13/6/1916 Sivri tepe Harbi
İstiklal Garp ? recep Osman ?-Er-1301 Hacımusa 10/7/1921 Duatepe Harbi
I.Dünya Filistin ? Mustafa Ömer P-Er-1305 Hacımusa 19/2/1917 Gazze
İstiklal Şark(Kafkas) Ali Molla Oğulları Mustafa Aziz ?-Er-1307 Hacımusa 27/8/1921 Türbetepe Harbi
I.Dünya Galiçya Pirkadı Oğulları Recep Habip ?-Er-1313 Hacımusa 4/7/1916 Galiçya
İstiklal ? Aliusta Oğulları İsmail Hüsnü ?-Er-1306 Hacımusa 28/6/1922 Meydan-ı Harp
Trablusgarp ? Kadı Oğlu Mehmet Satılmış ?-Er-1301 Hacımusa 30/3/1911 Çizan
İstiklal Garp Hacıyahya Oğul. Ali Selim ?-Er-1313 Hacımusa 21/5/1921 Meydan-ı Harp
I.Dünya Irak Hacıyahya Oğul. Halil Yakup P-Er-1306 Hacımusa 5/9/1917 Tikrit Muharebesi

ALINTI http://www.herkime.org/forum/index.php?topic=7631.0

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler:  | 2 Yorum
KURAN MERASİMİNDE YEMEK ZİYAFETİ Ara 12

ESKİ MUHTARLARIMIZDAN HÜSEYİN SARAÇBAŞININ İLK EŞİ RAHMETLİ FATİME SARAÇBAŞININ YILI MÜNASEBETİYLE CAMİDE 12/12/2008 TARİHİNDE KURAN OKUNUP YEMEK VERİLDİ ALLAH NİYETLERİNİ KABUL ETSİN,BÜTÜN ÖLMÜŞLERİMİZE ALLAH RAHMET EYLESİN
bu haberdeki amacımız köy odasındaki teşkilatın tanıtımı ile ilgilidir

1988/4 tertip askerlerimiz Kas 27

1-BİROL VERiMOĞLU İSTANBUL
2-ERHAN SARAÇBAŞI BURDUR
3-ERKAN KÜTÜKÇÜ ISPARTA
4-ADEM KİLİT ISPARTA
5-İBRAHİM KARARMIŞ KÜTAHYA
6-SAVAŞ TOPUZOĞLU İZMİR
7-CÜNEYT KARAERMİŞ MANİSA
8-YUNUS KURTOĞLU İSTANBUL

TARİHİN EN BÜYÜK VİRÜS SALDIRISI OLACAK Kas 20

24 Kasım’da tarihin en büyük virüs saldırısı olacak. Dünyadaki 500 bin bilgisayardan alınan bilgiye göre truva atı ve virüs salgını gelmiş geçmiş en büyük rakama ulaşacak.
Güvenlik uzmanları, bilgisayar kullanıcılarını 24 Kasım Pazartesi günü için uyardı.

24 Kasım Pazartesi günü tarihin en büyük virüs saldırısı olacak.

Dünya çapında 500 bin bilgisayardan alınan bilgilerine göre, 24 Kasım’da truva atı ve virüs salgını gelmiş geçmiş en büyük rakamlara ulaşacak.

Bilgisayar korsanları, internet üzerinden alışverişin had safhaya çıktığı zamanları özellikle kolluyor.

Bayram ve yılbaşı gibi özel günler öncesi, internet başında saatlerce alışveriş yapan ve güvenliğine yeterince dikkat etmeyen kullanıcılar, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyor.

Bu yüzden uzmanlar, internet ortamında alış veriş yaparken tedbirin elden bırakılmaması uyarısında bulunuyorlar

orjinalini görmek için

http://www.kanalahaber.com/haber_detay.asp?Pro=nEo3_1&haber=22654&G=21_g

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler:  | 3 Yorum
SİZCEDE İLGİNÇ DEĞİLMİ Kas 20

İnsan egerki 10 milyonu sadaka verecek olsa
Bu miktari cok bulur ama 10 milyon ile
magazadan birsey almaya gitse alacak birsey bulamaz…

İnsan 10 dk zikir edecek olsa bu zamani cok bulur ama
Bir film veya mac olsa bir bucuk saatlik zaman
Onun icin hemen geciverir…

Bir futbol macinin uzamasi insanin hosuna gider ama
Cuma namazinda hutbenin birkac dk uzamasi hic de hosuna gitmez…

İnsan duydugu dedikoduya hemen inanir ve kabullenir ama
Kesin dogru oldugunu bildigi birseyi inat ederek hemen kabullenmez…

İnsan modayi her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v ) sunnetini
Moda gibi bilmez veya bilse de uygulamaz…

İnsan camide bir saat ibadet ederek vakit gecirecek olsa
Onun icin zaman gecmek bilmez ama televizyona bakarken
Zaman onun icin cabucak gecer…

insan namaz kilarken,ibadet esnasinda
dunyevi konulari dusunmeyi sever ama
Normalde Islamiyet’i dusunmekten kacinir…

İnsana bir sureyi veya surenin anlamini okumak zor gelir ama
Bir romani okumak onun icin kolaydir…

İnsan konserde ilk siralarda olmak icin caba sarfeder ama
Camide ilk siralarda olmak icin caba sarfetmez.

Aksine namazin sonunda hemen cikip gideyim diye
Son siralarda olmak ister…

Bir ayet ya da hadis ezberlemek insanin zoruna gider ama
muzik listesi top 10′da olan sarkilarin hepsini ezbere bilir…

İnsan ajandasinda bir dini toplanti icin zaman bulamaz ama
Dünyalık isler icin cok zaman bulur.

İnsan Islami konulari dinlemeyi ve anlatmayi zor bulur ama
dedikodulari dinlemeyi ve anlatmayi cok sever…

İnsan CENNET’e gitmeyi ister ama hicbir sey yapmadan…

İnsan hergun birilerinin olum haberini alir, ama
Yine de kendisinin de birgun olecegini dusunmez…

İnsan hergun birgun curuyecek vucudunu
Daha formda tutmak icin yediklerine dikkat eder,
Cildine bakim yaptirir ama
Asla curumeyen ruhu ve kurtulusu icin hic dikkat etmez…

BİZLERİ NE GÜZEL ANLATMIŞ AKSİNİ İDDA EDEN KAÇ KİŞİDİR YORUMLARINIZLA DEZTEK OLUN VE SİZİ TANIYALIM BAKALIM

Sizce de ilginc, degil mi? ALINTI

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler:  | 2 Yorum
TTK DA KURAYI İKİ KİŞİ KAZANDI Kas 18

ZONGULDAK’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) alınacak 3 bin maden işçisi için yapılan beden gücü sınavını kazanan 20 bin 814 kişinin, talih oyunlarındaki ikramiye dağıtımında kullanılan şans topları ile yapılan kura çekilişi başladı. Kurada şanslı olan adaylar büyük sevinç yaşarken, kaybedenler üzüldü

ŞANSLI İSİMLER
1-ERCÜMENT CİVELEK
2-İSMAİL TOPUZOĞLU

YEDEK İSE :yılmaz kayalık

HERKİME VE CEBECİLERDEN
1-akın özsaraç
2-murat özsaraç
3-hamdi saraçlı
4-halil kurtoğlu

KENDİLERİNE HAYIRLI OLSUN DİYORUZ

KAZANAMAYANLARDA ÜZELMESİN HİÇ BİRYERDE AÇ MEZARI YOK RIZIK ALLAHTANDIR EN BÜYÜK ZENGİNLİK İMAN ZENGİNLİĞİDİR

Mülakatı kazanan toplam 20 bin 814 kişi arasından belirlenecek 3 bin işçi, 1 Ocak 2009’da da iş başı yapacak. (aa)

TTK Üzülmez Müessese Müdürü Recep Danacıoğlu, “Bizim burada 10 bin 113 kişi mülakata girdi. Bunlardan 4 bin 603 tanesi mülakatı kazandı. Şu an torbaya giriyorlar, çekiliş yapıyorlar. Bunların içerisinden de 450 işçi iş başı yapacak. Gördüğünüz gibi her şey, herkese açık. Basından tutun, izleyicilere kadar en adil bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Zaten her şey Noter denetiminde oluyor. Kimse kuşkulanmasın, hiçbir şaibe yok. Tabi itiraz etmek isteyen herkesin itiraz hakkı da var” diye konuştu.

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler:  | 10 Yorum
HAYAT KOLAY DEĞİL Kas 10

Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına.
Genç kızın bu yakınmaları karşısında mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü.
Üç ayri cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu.
Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir sey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki,sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı.
Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu.
İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu.
Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı
Kızına dönerek sordu: – Ne görüyorsun ?
- Patates,yumurta ve kahve ? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
“Daha yakından bak bir de” dedi baba, “patatese dokun”.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. Aynı şekilde, yumurtayı da incele. Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir sey anlamamıştı:
- Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü.
Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.
Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey
çıkmıştı.
- Sen hangisisin ? diye sordu kızına.
Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin ?
Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın ?
Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlastırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasina izin mi vereceksin ?
HEPİNİZE KAHVE TADINDA BİR YAŞAM DİLERİM !…(((((( DERYA ))))))
HAYAT DERSİ.

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler: ,  | 4 Yorum
Padişahın işi ne? – Nalıncı baba Kas 06

Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşaallah.
- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma’ derler, ‘ayyaşın meyhur’un biri işte!’
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade ette bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.
ÖFKELİ KOMŞULAR
Bir başkası tafsilata girer.
-’Biliyor musunuz?’ Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısında çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.
Hele yaşlının biri çok öfkelidir.
-İsterseniz komşulara sorun. Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?
Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam Vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.
- Nereye?
- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini…
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama…

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.
Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır:
- Sultanım yanlış yapıyoruz galiba
- Nasıl yani?
- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?
- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
BİZİM EFENDİ BİR ALEMDİ
Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım .Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından.
- Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.
- Niye?
- Ümmet-i Muhammed içmesin diye.
- Hayret.
BAK ŞU İŞE!
Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi.
- Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek, der çeker giderdi, ben menkibeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki’ derdi, ‘tekbir alırken Kabe’yi görmeli.’
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.
- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün
- Bakasın Efendi! Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’. dedim,
- Doğru öyle ya?

- Kimseye zahmetim olmasın! deyip mezarını kazdı bahçeye.
Ama ben üsteledim.
- İş mezarla bitiyor mu? Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? dedim.

- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra
- Allah büyüktür hatun, hem padişahın işi ne? dedi.
…..
İşte Nalıncı Baba o adsız sansız Allah dostlarından biridir. Asıl adı, Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Dahası bir tekke ile yaşattı adını. Türbesi Unkapanı’nda, Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. ALINTI DIR ,ALLAH RAHMET EYLESİN MEKANI CENNET OLSUN (((((((((DERYA))))))))))

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler:  | 5 Yorum
DÜNYANIN EN ZENGİN ADAMINA VERİLMEYEN NİMET SİZDE VAR Kas 06

İsa Aleyhisselâm bir ağacın altında duâ eden birini gördü. Adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudu ise hastalıklı olduğu anlaşılıyordu.

Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış şöyle duâ ediyordu:

“Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!”

Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:

“Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor. Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?”

Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelerek dedi ki:

“Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü lütfeylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor, sevinç duâları etmekten kendimi alamıyorum.”

Kalp gözü açık olan bu kötürüm adama yaklaşan İsa Aleyhisselâm, eğilerek adamın görmeyen gözlerinden öper.

Karşısındakinin İsa Aleyhisselâm olduğunu görünce heyecanlanan adam:

“Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mu’cizelerin sahibi peygamber değil misin?” der.

“Belli olmuyor mu?” deyince:

“Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil” der. Tebessüm eden Hz. İsa:

“Sen hele bir ayağa kalkmayı dene!” deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:

“Ey Allah’ın Nebisi, sendeki bu mu’cizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na bir şükredeyim” diyerek hemen yere iner başını secdeye koyarak der ki:

“Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl ödeyeceğim bu nimetlerin karşılığını?…

Dünyanın en zengin adamıma bile verilmeyen bi nimet allahı tanıma ve ona iman etme nimetidir ALLAH şükrümüzü artırsın cümlemizin
öznür

Kategori: HACIMUSA HABERLERİ  | Etiketler: ,  | 6 Yorum
KARŞILIKSIZ SEVMEK Kas 04

Sevgi, dünyaya gelen her varlıkta en esaslı bir unsur, en parlak bir nur, en büyük bir kuvvettir. Ve bu kuvvetin yeryüzünde yenemeyeceği hiçbir hasım yoktur.

İnsanlara yaptığın işleri onların sana yapmalalrını arzu ettiğin şekilde yap. Çünki kendin için sevdiğin bir şeyi başkaları içinde sevmedikçe imanın kamil olmaz. “İMAM-I GAZALİ

Sevgi öyle bir duygudur ki, verdikçe artar, paylaşıldıkça büyür. Ama aptallıkta aynen öyledir; verdikçe artar, paylaşıldıkça büyür. Üstelik sevgi ile aptallık arasındaki ilişki sadece ikisinin de paylaşıldıkça artmasında, verdikçe büyümesinde değildir. İkisinin arasında çok daha derin, çok daha anlamlı bir ilişki daha var ; Sevgi akılla birleşmediği zaman, derhal aptallığa dönüşebilir.
Benim mutluluk reçetem “insanları seveceksin” ilkesidir.
İnsanları seveceksiniz ama karşılıksız seveceksiniz.
Çünkü insanoğlu vefasızdır.
Çünkü siz insanları severken, onlar size her türlü kötülüğü kalleşliği yapabilir.
hem de hemen bugün, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbürgün, ama bir gün mutlaka, hem de çok yakında.
İşte bu nedenle insanları karşılıksız seveceksiniz.
Ancak böyle hem güçlü, hem sevgi dolu ve bu nedenle de mutlu olabilirsiniz.
İnsanları karşılıksız sevmek, ancak güçlü kişilerin marifetidir.
İnsanların hem iyi hem kötü niteliklerini dikkate almadan onları koşulsuz severseniz, yaralanmanız kaçınılmaz olur.
Sevginize karşılık beklerseniz gücünüzü yitirirsiniz!
Başkalarına, hem de sevdiklerinize, yani sizi kırabilecek, sizi incitebilecek kişilere bağımlı olursunuz.
Peki karşılık bekleyerek sevmek aptallık da, kerşılık beklemeden sevmek daha büyük bir aptallık değil mi?
Hem duyguların en güzeli olan sevgini vereceksin, hem de karşılık beklemeyeceksin, bu aptallık değilde nedir? diye düşünüyor olabilirsiniz.
Sevgiye karşılık beklememek aptallık değil!
Neden sevgiden yanayız?
Mutluluk için, yani kendimiz için.
Karşılık beklediğiniz anda, bu güzelliği, bu yüceliği, bu tadı, başkalarının iznine ve acımasızlığına, yani başkalarının denetimine terk etmiş olmuyor muyuz?
Sevgi ile aptallığı birbirinden ayıran en ince çizgi; akıldır.
Sevgi ancak akıl ile buluştuğu zaman bir anlam kazanıyor.
Ve akıllı sevgi karşılıksızdır.

ALINTI
ÖZNUR

Kategori: DİNİ  | Etiketler: ,  | 8 Yorum